Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü


İzmir

İZMİR MÜZESİ MÜDÜRLÜĞÜ

İletişim bilgileri:

Adres: Halil Rıfat Paşa Caddesi No: 4 Konak/İZMİR
Tel: 0 232 489 07 96 – 0 232 483 72 54
E-posta:  izmirmuzesi@ktb.gov.tr

Sorumlu olduğu il/ilçe:
İzmir/Konak, Karabağlar, Buca, Gaziemir, Çiğli, Kemalpaşa, Torbalı, Menemen, Karşıyaka, Foça, Aliağa, Bornova, Güzelbahçe, Urla, Balçova, Narlıdere, Seferihisar, Bayraklı, Menderes

Bağlı Birimleri:
Arkeoloji Müzesi (Konak)
Atatürk Müzesi (Alsancak)
Etnografya Müzesi (Konak)
Tarih ve Sanat Müzesi (Alsancak)
Metropolis Örenyeri (Torbalı)
Agora Örenyeri (Konak-Basmane)
Teos Örenyeri (Seferihisar)
Klazomenai  Örenyeri (Urla)            





İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ

Adres: 
Halil Rıfat Paşa Caddesi No: 4 Konak/İZMİR
 

İzmir'de ilk arkeoloji müzesi üç senelik eser toplama ve derleme çalışmalarından sonra 1927 yılında Basmane semtinde bulunan Ayavukla (Gözlü) Kilisesi'nde ziyarete açılmıştır. 1951 yılında, bugünkü Alsancak Kültürpark içinde ikinci bir müze daha hizmete girmiştir. Ancak İzmir çevresindeki antik kentlerden gelen eserlerin yoğun olması nedeniyle yeni bir müzeye ihtiyaç duyulmuştur. Konak’ta Bahribaba Parkı içinde yeni bir müze binası inşa edilerek 11 Şubat 1984 yılında ziyarete açılmıştır. 5000 m²’lik bir alana inşa edilen ve halen kullanılmakta olan müze binasının giriş ve 1. katı depo, 2.ve 3. katı ile bahçesi sergi amaçlı kullanılmaktadır.
Taş Eserler Salonunda; mermer ve taş heykeltıraşlık eserleri ile mimari parçalar sergilenmektedir. Bu bölümde Efes (Selçuk)’in kurucusu olan Androklos’un heykeli (Roma Dönemi), Metropolis (Torbalı)’in mimari ve plastik eserleri de sergilenmektedir. Ord. Prof. Ekrem Akurgal Seramik Eserler Salonu ise kronolojik düzenlenmiştir. Çeşitli kazılardan ele geçmiş olan; Prehistorik Çağlar’dan Bizans Dönemi’ne dek uzanan dönemi yansıtan çok sayıda eser sergilenmektedir. Baklatepe ve Kocabaştepe (Tahtalı Barajı kurtarma kazısı), Panaztepe (Menemen), Limantepe (Urla) gibi höyük buluntuları ile; İasos kazısı seramik buluntuları, Protogeometrik ve Geometrik Dönem Batı Anadolu seramikleri, Arkaik Dönem siyah ve kırmızı figürlü Batı Anadolu vazoları, Hellenistik Dönem hydriaları, çeşitli kaplar, cam vazolar, şişeler, masklar, figürinler, Myrina (Aliağa) Eros heykelcikleri, İasos, Çandarlı (Pitane), Bergama, Bayraklı (Eski İzmir) antik kentlerine ait arkeolojik eserler, Klazomenai lahitleri yer almaktadır. Ayrıca bu katta, Bodrum Halikarnossos açıklarında denizin 75 m derinliğinden çıkarılan bronz Demeter Heykeli ile; Aliağa Nemrut Liman’ındaki Kyme açıklarında denizden çıkartılmış olan bronz Atlet Heykeli (Geç Hellenistik Dönem) de sergilenmektedir. Hazine Odası’nda; Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans ve İslami Dönem’e ait sikkeler ile; Hellenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait altın, gümüş ve kıymetli taşlardan süs eşyaları ve de cam eşyaları görmek mümkündür.
Ayrıca, çeşitli kazılardan ele geçen heykeller, steller, yazıtlar, mimari parçalar ile lahitlerin sergilendiği bahçe bölümü de ziyarete açıktır.

  • İzmir-İzmir-İzmirMüze01.jpg
  • İzmir-İzmir-İzmirMüze02.jpg
  • İzmir-İzmir-İzmirMüze03.jpg
  • İzmir-İzmir-İzmirMüze04.jpg










ATATÜRK MÜZESİ

Adres: 
Alsancak Mahallesi, Cumhuriyet Bulvarı No:248 Konak/İZMİR
 

 

İzmir, Birinci Kordon (Atatürk Caddesi) üzerinde bulunan bina 1875-1880 yıllarında halı tüccarı Takfor tarafından konut olarak inşa edilmiştir. 9 Eylül 1922'de sahibi tarafından terkedilmiş ve hazinenin mülkiyetine geçmiştir. Bina ayrıca ordu karargahı olarak kullanmıştır. 17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi toplandığında Atatürk çalışmalarını burada yürütmüş, Kongre bitiminde karargah bu binadan taşınmış ve hazine binayı Naim Bey'e otel olarak kullanmak üzere kiralamıştır. 16 Haziran 1926'da İzmir'e gelen Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte Naim Palas'ta kalmıştır. 13 Ekim 1926'da bina İzmir Belediyesi tarafından satın alınan yapı ve bazı yeni eşyalar da konularak Atatürk'e hediye edilmiştir. Atatürk, 1930-1934 yılları arasında İzmir'e her gelişinde bu evde kalmış, 10 Kasım 1938'de Atatürk'ün vefatı üzerine, ev kız kardeşi Makbule Baysan'a veraset yoluyla intikal etmiştir. 25 Eylül 1940'ta İzmir Belediyesi binayı müze yapmak üzere istimlak etmiştir. Atatürk'ün İzmir'e gelişinin 19. yılına rastlayan 11 Eylül 1941’de müze halka açılmıştır. 28 Aralık 1972'de binanın mülkiyeti İzmir Müzesi'ne verilmiş, restore edilen bina 29 Ekim 1978'de "Atatürk ve Etnografya Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır. Müzedeki etnografik eserler 13 Mayıs 1988'de açılan yeni Etnografya Müzesi'ne taşındıktan sonra "Atatürk Müzesi" adını almıştır.
Bina, Osmanlı ve Levanten mimarisi karışımından meydana gelen Neoklasik tarzda bir yapıdır. Bodrum, zemin, birinci kat ve çatı katından oluşmaktadır. Dikdörtgen planlı arka cephesi revaklı, avlulu 852 m²’lik bir alanı kaplayan kagir bir yapıdır.
2013-2015 tarihleri arasında müze, yeni bir restorasyon ve sergi düzenleme sürecine girmiş ve sergi alanları işitsel ve görsel belgelerle zenginleştirilmiştir. 19 Mayıs 2015’te kapılarını tekrar açan müzede; koleksiyona eklenen Atatürk’e ait kişisel eşyalar da dönüşümlü olarak ziyaretçiyle buluşma imkanı bulmuştur.
Müzenin giriş katında sinevizyon ve panolarla yapılan bilgilendirmeler, şömineli küçük salon, 1. katta ise Atatük’ün kullanım odaları; çalışma odası, yatak odası, misafir odası, berber odası, yaver odası, bekleme-kabul odası, kütüphane, yemek odası ve banyo bulunmaktadır.

  • İzmir-İzmir-AtatürkMüze01.jpg
  • İzmir-İzmir-AtatürkMüze02.jpg
  • İzmir-İzmir-AtatürkMüze03.jpg
  • İzmir-İzmir-AtatürkMüze04.jpg
  • İzmir-İzmir-AtatürkMüze05.jpg

 

 

 

 

 

ETNOGRAFYA MÜZESİ

Adres: 
Halil Rıfat Paşa Caddesi No: 3 Konak/İZMİR
 

 

1565 yılında oluşturulan Bahribaba Musevi Mezarlığı üzerinde bulunan yapı, 1831’de vebalılar için St. Roch Hastane ve Manastırı olarak inşa edilmiş, 1845 yılından itibaren de Fransızlar tarafından hastane ve bakım evi olarak kullanılmıştır. Aynı alan içinde ayrıca bir okul yapılmıştır. 1919’da Yunanlılar bu okulu, söz konusu binanın da dahil olduğu Ex-Oriente Lux (Doğudan Yükselen Işık) adıyla üniversiteye dönüştürmüştür. İşgal yılları içinde bu amaçla kullanılan bina 1923’te boşaltılmıştır. 1985-1987 yılları arasında restore edilerek, aynı park içinde inşa edilen Arkeoloji Müzesi ile birlikte Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.
Teraslı bir zeminde yükselen binaya mermer merdivenlerle girilmektedir. Giriş kapısından başlayan kule tipi taş yapı oldukça görkemli bir görünüşe sahiptir. Üç katlı olan binanın dört tarafında (1 ve 3. katlar kemerli 2. kat kemersiz) pencereler bulunmaktadır. Yapının 1 ve 2. katları sergi amaçlı, giriş katı laboratuvar, 3. katı büro olarak kullanılmaktadır. Sergi salonları, eserlerin bakımı ve restorasyon çalışmaları nedeniyle 2019 yılında ziyarete kapatılmıştır.
Etnografya Müzesi’nde; İzmir ve yöresinin 19. yy’daki sosyal yaşamından kesitler verilmesi amaçlanmıştır. Endüstrileşme ile birlikte bugün artık yok olmaya yüz tutmuş, nalıncılık, tenekecilik, çömlekçilik, göz boncukçuluğu, tahta baskıcılık, halı dokumacılığı, urgancılık, keçecilik ve saraciye gibi el sanatlarına ilişkin sergi düzenlemeleri mevcuttur. Ayrıca, İzmir’in ilk Türk Eczanesi (İttihat Eczanesi)’ne ilişkin düzenlenen sergi alanı oldukça dikkat çekicidir.

  • İzmir-İzmir-EtnografyaMüze01.jpg
  • İzmir-İzmir-EtnografyaMüze02.jpg
  • İzmir-İzmir-EtnografyaMüze03.jpg










TARİH VE SANAT MÜZESİ

Adres:
 Mimar Sinan Mahallesi, Kültürpark Fuar Alanı içi, Konak/İZMİR
 

 

Alsancak Kültürpark’ta bulunan eski müze binası yanındaki iki bina ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılarak, İzmir Tarih ve Sanat Müzesi adıyla Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiş ve 2004 yılında ziyarete açılmıştır.
Müze 3.820 m² kapalı, 9.500 m² açık olmak üzere toplamı 13.320 m²’lik alan içinde yer alır. Taş Eserler Bölümü, Seramik Eserler Bölümü, Kıymetli Eserler Bölümü olarak üç ayrı binada İzmir ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler sergilenmektedir.
Taş Eserler Bölümünde; İzmir ve yakın çevresindeki antik kent ve yerleşim yerlerinden gelen Arkaik, Klasik, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait heykeltıraşlık eserleri ile mimariye bağlı plastik eserler, yazıtlar sergilenmektedir.  Müzede, Klasik Döneme tarihlenen tek heykeltıraşlık eseri, girişte sergilenen Homeros heykelidir. Kore heykelinde, Klaros buluntusu olan genç kız karşıdan ve donuk bir şekilde betimlenmiştir. Sol tarafında belden aşağı doğru Yunanca “Ben tanrıça Artemis’e ilk rahibe olarak Theodoros’un oğlu Timonax tarafından adandım” yazısı vardır. Klaros Kehanet Merkezi’ndeki Apollon Tapınağı’ndan gelen Kuros heykeli bir oğlak tutmaktadır. Adak hayvan heykelinin üstünde üç satır Yunanca yazı görülmektedir. Roma Dönemi’ne tarihlenen Nehir Tanrısı Kaystros heykeli ise Efes Antik Kenti’nde, Roma hamamının üstü açık soğuk su havuzunda (Vedius gymnasiumu) bulunmuştur.
Seramik Eserler Bölümünde; İzmir çevresindeki Prehistorik yerleşimler olan Ulucak Höyük, Baklatepe, Limantepe, Kocabaştepe ve Panaztepe’den gelen eserler ile İasos (Güllük), Phokaia (Foça), Klazomenai (Urla), Kyme (Aliağa), Erythrai (Ildırı) ve Pitane (Çandarlı) antik kentlerinin seramik eserleri, Bayraklı Smyrna ile Smyrna Agorası’ndan gelen çeşitli buluntular sergilenmektedir.
Kıymetli Eserler Bölümünde; çeşitli dönemlere ait kandiller ve figürinler, cam eserler, bronz eserler, sikke vitrinleri yer almaktadır.

  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze01.jpg
  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze02.jpg
  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze03.jpg
  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze04.jpg
  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze05.jpg
  • İzmir-İzmir-TarihveSanatMüze06.jpg










METROPOLİS ÖREN YERİ

Adres:
 Sevgi Yolu Sokak, Yeniköy, Torbalı/İZMİR

 

İzmir’in Torbalı ilçesinde, Yeniköy ve Özbey köyleri arasında bir tepe üzerinde kurulan Metropolis antik kentinde 1989-2007 yılları arasında Prof. Dr. Recep Meriç başkanlığında yürütülen kazılara 2007 yılından itibaren Prof. Dr. Serdar Aybek başkanlık etmektedir.
Gallesion dağına sırtını vermiş olan kent adını Meter Gallesia isimli Ana Tanrıça’dan alır. Kentin akropolünde yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda bulunan seramik parçaları burada Erken Tunç Çağı ve Orta Tunç Çağı’nın yaşandığını işaret eder. Metropolis çevresinde (Tepeköy, Dedecik, Kuşçuburun) ilk yerleşim izleri ise Taş Devri’ne (Neolitik) kadar uzanmaktadır. Hellenler'e ait yerleşim M.Ö. 9. yy’dan sonra akropolis üzerinde kurulmuş, fakat kent asıl gelişimi M.Ö. 3.yy’da göstermiştir. Özellikle M.Ö. 2.yy’da Metropolis Pergamon Krallığı’nın himayesinde büyük gelişme kaydetmiş, tiyatro, bouleuterion ve stoa gibi anıtsal yapılar bu dönemde inşa edilmiştir. Roma Dönemi'nde de gelişmesini İzmir - Efes ticaret yolu üzerinde sürdürmüş ve ticaret en önemli gelir kaynağı haline gelmiştir. Bu dönemde, özellikle doğudaki yamaçlarına, imparatorluk geleneğine uygun, zengin evleri (peristilli ev), atölyeler, dükkanlar, hamam ve spor kompleksleri inşa edilmiştir.
Geç Antik Çağ'da Metropolis bir piskoposluk merkezi haline gelmiş ancak savaşlar ve ekonomik nedenlerden dolayı küçülmeye başlamış ve kentte savunma amaçlı bir kale inşa edilmiştir. 14.yy’dan itibaren bölgenin Aydınoğulları Beyliği’nin eline geçmesiyle beraber Metropolis de Aydınoğulları Beyliği idaresi altına girmiş, ancak eski konumunu daha fazla sürdürememiş ve Torbalı’ya taşınmıştır. Torbalı adı, Metropolis adının yüzyıllar içinde söylenip değişerek günümüze gelmiş biçimidir. Osmanlı Dönemi'nde de bölge bir dönem “Kızılhisar” olarak adlandırılmıştır.
Tiyatro, Peristilli Ev, Bouleuterion (Meclis Binası),  Stoa, Yukarı Hamam ve Gymnasion, Aşağı Hamam – Palaestra görülmeye değer yapı kalıntılarındandır.

  • İzmir-İzmir-Metropolis01.jpg
  • İzmir-İzmir-Metropolis02.jpg
  • İzmir-İzmir-Metropolis03.jpg
  • İzmir-İzmir-Metropolis04.jpg










AGORA ÖRENYERİ

Adres: 
Agora Kazı Evi 816 Sokak, No:29 Namazgah Mahallesi, Konak / İZMİR



 

Smyrna Agorası'nda gerçekleştirilen ilk kazılar 1932 yılında başlatılmış ve 1941 yılına kadar İzmir Müzesi Müdürü Selahattin Kantar ve Rudolf Naumann tarafından sürdürülmüştür. Bu tarihten sonra sık sık inceleme ve temizlik çalışmaları yapılan Agora Örenyeri'nde İzmir Müzesi başkanlığında 1996-2006 yılları arasında kurtarma kazısı yapılmıştır. 2007 yılından itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy başkanlığında Bakanlar Kurulu Kararıyla gerçekleştirilen Smyrna Antik Kenti Kazıları, Agora Ören Yeri dışında kentin bazı başka noktalarında da sürdürülmektedir.
Büyük İskender tarafından yeniden kurdurulan kentin, iskan sahası Kadifekale'nin kuzey yamacında şimdiki adı ile Namazgah Mahallesi’ndedir. Helenistik Dönem'de inşa edilen, ancak M.S. 178 yılında şiddetli bir deprem ile yıkılan İzmir Agorası, Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un yardımıyla yeniden inşa edilmiştir. Bu diriliş sürecinde, kabartmalar ya da anıtsal cephe düzenlemesi ve kuzey bölümüne eklenen dükkanlar ile ticari işlev kazanmıştır. Fakat M.S. 360 yılında yaşanan ikinci büyük deprem ile bu alan, iflah olmaz bir biçimde yıkılmış adeta bir moloz yığını halini almıştır. Ephesos’un önerisiyle İon Kentleri Birliği’ne 13. üye olarak katılan kent İskender’in ölümünden sonra komutanları Antigonos, Lysimakhos ve Seleukoslar ile varlığını devam ettirmiş ardından Pergamon Krallığı zamanında Pagos Tepesi (Kadifekale) ile Liman (Kemeraltı) arasındaki yamaç ve düzlüklerde yeni bir kent olarak büyüdü. M.Ö. 133’de tüm Pergamon Krallığı ile birlikte Roma egemenliğine geçen kent, M.Ö. 129’da Ephesos merkezli Asia Eyaleti’nin önemli bir kenti haline geldi. Sonraki 400 yıl boyunca Ephesos ve Pergamon ile yarışan kent Erken Bizans Dönemi’nde tüm Batı Anadolu’nun en önemli kenti haline geldi. Bundan sonra da Anadolu’nun iç bölgelerini deniz ile buluşturan önemli bir liman kenti olarak önemini günümüze kadar korudu.
Smyrna Agorası kentin merkezinde, bu bölgedeki ızgara kent planına uygun olarak dikdörtgen bir alanı kapsamaktadır. Smyrna'nın idari, siyasi, adli ve ticari merkezi durumundaydı. Agora'nın planlandığı alandaki arazi eğimi, batı ve kuzeyde inşa edilmiş, bugün kalıntıları görülen bodrum katları ile giderilmiştir. Agora avlusu bodrum katların üst seviyesine kadar dolgu yapılarak yükseltilip bir teras haline getirilmiştir. Oluşturulan bu teras düzleminin etrafı ise portikolarla çevrelenmiştir. Smyrna Agorası, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Mevcut kalıntılar ve yapılan sondajlar agora alanının kentin kuruluş efsanesine uygun olarak Büyük İskender'den hemen sonra M.Ö. 4.yy’ın sonundan itibaren planlandığını ve bu tarih ile birlikte çevresindeki yapıların etap etap inşa edildiğini işaret etmektedir.

  • İzmir-İzmir-Agora01.jpg
  • İzmir-İzmir-Agora02.jpg
  • İzmir-İzmir-Agora03.jpg
  • İzmir-İzmir-Agora04.jpg
  • İzmir-İzmir-Agora05.jpg









TEOS ÖREN YERİ

Adres:
 Teos Caddesi, No:59 Sığacık / İZMİR



 

Seferihisar İlçesi, Sığacık Mahallesi’nde yer alan antik liman kenti Teos, İzmir’in yaklaşık 50 km güneybatısında yer almaktadır. Teos kazısı, 2010 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa Kadıoğlu başkanlığında yürütülmektedir.
Yerli halkını Karlar’ın oluşturduğu kente önce Boiotia, sonra da Atina’dan gelen göçmenler yerleşmiştir. Filozof Pherecydes kentin kurucusu olarak Boiotia kralı Athamas’ı göstermektedir. Yaklaşık M.Ö. 600 yıllarında Thales, 12 İon kentinin merkezi olarak Teos’un seçilmesini önermiş ancak Thales’in önerisi kabul görmemiştir. Teos, deniz ticaretinden dolayı hızlı bir şekilde gelişmiş ve çok geçmeden halkının büyük bir bölümünü Phokaia’ya ve Ephesos’a gönderecek duruma gelmiştir. Teos antik kenti çok erken bir dönemde coğrafi konumundan dolayı büyük bir ticari önem kazanmıştır. M.Ö. 6.yy’da bu önemli ticari ilişkilerin izleri, Eski Mısır’a kadar takip edilebilmektedir. Kent, ticari amaçla Nil Deltası’nda yer alan Naukratis kentinin kurulmasında rol oynamıştır. M.Ö. 545 yılından sonra Teos, Pers komutanı Harpagos’un eline geçmiştir.  Teos, İon Birliği’nin bir üyesidir. Ancak bu dini ve politik birliğin Pers Kralı II. Kyros’un Batı Anadolu’daki Eski Yunan şehirleri üzerindeki baskısını kıramaması sonucu, birçok Teoslu M.Ö. 543 yılında kenti terk etmiş ve Trakya Bölgesi’ndeki Nestos Deltası’nda yer alan ve daha sonra önemli bir koloni şehri olan Abdera kentini (günümüzde İskeçe yakınında) kurmuşlardır. Abdera M.Ö. 5.yy’da yaşamış ünlü filozof Protagoras ile Demokritos’un vatanıdır. Bazı yazıtlar aracılığı ile iki kentin arasındaki ilişkinin çok yakın olduğunu ve Teos’ta alınan yasal kararların Abdera’da da geçerli olduğunu bilmekteyiz. Teoslular, Abdera’nın dışında M.Ö. 544 civarında Kuzey Karadeniz kıyısında Phanagoria kentini de kurmuşlardır. Söz konusu göçe rağmen Perslere karşı sürdürülen M.Ö. 494 yılındaki Lade Deniz Savaşı’nda Teos, İon donanmasına 17 gemiyle sayı bakımından en büyük desteği veren kentlerden birisidir. İon Ayaklanması’nın Persler tarafından bastırılmasından sonra Teos, tekrar Pers yönetimi altına girmiştir. Ancak Teos, M.Ö. 479 yılında Mykale Deniz Savaşı’nda Eski Yunan donanmasının galip gelmesiyle Pers yönetiminden kurtulabilmiştir. O zamandan itibaren Teos, Attika-Delos Deniz Birliği’nin bir üyesi olarak bu birliğe 6 talent gibi yüksek bir vergi ödeyecek kadar varlıklı bir konuma gelmiştir.
Peloponnesos (Peleponez) Savaşları’nın son 8 yıl süresince Atina ve Sparta söz konusu bu zengin şehri oldukça zarara uğratmışlardır. Spartalıların Pers desteğiyle zafere ulaşmasından sonra, Anadolu’daki diğer Eski Yunan şehirleri ve Teos gibi, Spartalılar da Pers Büyük Kralı’nın iktidar isteğine karşı gelmişlerdir. Fakat M.Ö. 387/6 yılındaki Antalkidas Barışı ile Teos tekrar Pers yönetimi altına girmiş, Büyük İskender (M.Ö. 334) ile birlikte tekrar özgürlüğüne kavuşmuştur. Büyük İskender Teos’u bir kanalla İzmir Körfezi’ne bağlamayı tasarlamıştır.
M.Ö. 304 yılında tüm İonia Bölgesi’nde etkin olan deprem sonucu Antigonos Monophthalmos, Lebedos ile Teos kentlerini Synoikismos ile birleştirmeyi planlamış ancak söz konusu bu plan uygulanamamıştır. I. Attalos yönetimi altında Teos, Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 3.yy’dan 2.yy’a geçişte Teos kenti, artık Pergamon Krallığı’na bağlı değil, ancak görünüşte III. Antiokhos’un yönetimi altındadır. Çünkü Teosluların tapınakları için sığınma hakkı ayrıcalığına ilişkin ricaları bir Seleukos elçisi tarafından Roma Senatosu’na iletilmiştir. Ancak M.Ö 192-188 yıllarındaki Suriye Savaşı’nda Teos, Roma ve Pergamon Krallığı’na karşı yer almıştır ve bu yüzden de Apam sonra tekrar Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 133’de III. Attalos’un vasiyet yoluyla topraklarını Roma’ya bırakmasıyla birlikte Teos, Roma topraklarına dahil edilmiş ve M.Ö 129 yılında Roma’nın Asia Eyaleti düzenlemesi ile bu eyalet içerisinde yer almıştır. Teos antik kentinin Roma Dönemi’nde de önemini sürdürdüğü antik kentteki mimari faaliyetlerden anlaşılmaktadır. Hıristiyanlık Dönemi’nde Ephesos Metropolitliği’ne bağlı bir piskoposluk merkezidir.
Sadece yazıtlar aracılığı ile bildiğimiz Dionysos Sanatçılar Birliği, Teos’da çok önemli bir rol oynamıştır. Devamlı bir huzursuzluk kaynağı olarak görülen bu sanatçılar topluluğu M.Ö. 2.yy’ın ortalarında Teos’dan Ephesos’a sürülmüşlerdir. Ayrıca ünlü ozanlar Anakreon (M.Ö. 572), Antimachos ve Epikürcü Nausiphanes Teoslu’dur.

  • İzmir-İzmir-Teos01.jpg
  • İzmir-İzmir-Teos02.jpg
  • İzmir-İzmir-Teos03.jpg
  • İzmir-İzmir-Teos04.jpg









KLAZOMENAİ  ÖRENYERİ




Adres: 
İskele Mah. 2121Sk. Urla / İZMİR
 

 

12 İon kenti arasında anılan Klazomenai, Urla-Çeşme Yarımadası’nın kuzey kıyısında, İzmir Körfezi'nin ortalarında yer almaktadır. Klazomenai arazisinin doğuda Smyrna yakınlarına dek uzandığı sanılmaktadır. Balçova yakınlarındaki Agamemnon Kaplıcaları'nın civarında yer aldığı bilinen Apollon Tapınağı kent arazisi içinde kabul edilmektedir. Batıda Erythrai ile sınırının Hypokremnos (İçmeler) civarında olduğu, olasılıkla Gülbahçe Köyü'nün Klazomenai'nin batı sınırını oluşturduğu, güneyde de kent arazisinin Sığacık Körfezi'ne dek uzandığı anlaşılmaktadır.
Klazomenai’de yapılmış ilk bilimsel kazı, 1921 ve 1922’de, Yunan arkeolog G. P. Oikonomos tarafından gerçekleştirilmiştir. 1979 ve 1980 yıllarında Kültür Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalardan sonra, 1981 yılında Güven Bakır’ın başkanlığındaki kazı çalışmaları başlamış, 2007 yılından bu yana da kazı başkanlığını Prof. Dr. Yaşar E. Ersoy sürdürmektedir.
Klazomenai'de İon göçmenlerine ait olan arkeolojik izler Demir Çağı başlarına aittir. Kentin kuruluş aşaması olarak kabul edebileceğimiz bu izler M.Ö. 4000’den itibaren iskan görmüş olan Limantepe mevkiindedir. Klazomenai’de arkaik yerleşme Pers işgaliyle birlikte M.Ö. 546 civarında kesintiye uğramıştır ve kent alanı 20-25 yıl terkedilmiştir. Yerleşmede arkeolojik buluntularla izlenemeyen bu zamansal boşluktan önceki evre (M.Ö 650-546), erken arkaik dönem olarak adlandırılır. M.Ö. 7. yy’ın ortaları Kuzey İonia seramik atölyelerinin Orientalizan ya da sık kullanılan ana bezeme motifinden dolayı “Yaban Keçisi Stili” olarak anılan yeni bir figürlü seramik stilini üretmeye başladıkları bir dönemdir. Bu seramiğin üretimiyle birlikte, bir seramik üslubu olan “geometrik” gelenek, belli formlarda varlığını korumakla birlikte, sönmeye başlamıştır. Aynı yıllar İonialılar’ın denizaşırı yolculuklara da giderek yoğunlaşan bir şekilde çıktıkları, Karadeniz kıyıları ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere yaygın ticari ilişkiler kurdukları yıllardır.
Pers istilası sonrasında Klazomenaililer’in kentlerini terk ettikleri ve bir süre için civar köylere ve adalara sığındıkları sanılmaktadır. M.Ö. 546 sonrasına tarihlenebilecek 20-25 yıllık bir döneme ait malzemeye ne yerleşmede, ne endüstri alanlarında, ne de nekropolislerde rastlanmaktadır. Perslerin, işgal ettikleri topraklarda sürdürdükleri ılımlı politikalar ve işgalin beraberinde getirdiği çapulcu güçlerin denetim altına alınması, tüm İonia’da olduğu gibi, zaman içinde Klazomenai’de de bir güven ortamı yaratmış olmalıdır. Özellikle Attika malzemesinden yola çıkılarak yapılabilecek bir tarihlemeyle M.Ö. 525-520 civarında Klazomenaililer’in eski kent alanlarına geri döndüğü, başlangıçta geçici nitelikte inşa edilmiş yapılarla da olsa hayatın canlandığı ve çok kısa bir süre içinde tüm kent alanlarında yaygın bir yerleşimin ve endüstri faaliyetlerinin tekrar başladığı anlaşılmaktadır. Gerek antik kaynaklardan edinilen bilgiler, gerekse deniz aşırı kolonilerde yürütülen arkeolojik çalışmalar M.Ö. 6.yy’ın son çeyreğinde gelişkin ticareti ve yükselen refahı belgelemektedir. Klazomenai’de de hem yerleşme alanlarındaki yaygınlığın ve yoğunluğun, hem de zeytinyağı üretim işlikleri başta olmak üzere canlanan bir endüstrinin gözlenmesi söz konusu zenginlik birikiminin kanıtları arasındadır.
İonia kentlerinin, bu hızlı atılımın ardından kendilerine güvenlerinin artması Pers hakimiyetine karşı isyan girişimi ile sona ermiştir. M.Ö. 499’da Pers Satraplık merkezi Sardeis’in tahribiyle başlayan isyan M.Ö. 494’de sert bir şekilde bastırılmıştır. Klazomenai ve Phokaia’nın, isyanın daha ilk yıllarında Perslerin eline geçtiği Herodotos tarafından aktarılmaktadır. Sardeis’in tahribinin kızgınlığıyla Perslerin ılımlı politikaları ortadan kalkmış, gerek doğrudan uygulanan şiddet, gerekse ağır vergiler İonia kentlerinin bir daha eski güçlerine ulaşamayacakları bir süreci başlatmıştır. Pausanias’ın “Pers korkusu yüzünden adaya geçerler" diyerek aktardığı, anakaradaki Klazomenai kentinin terkedilişi de İonia ayaklanması sonrasında olmalıdır. Anakaradaki yerleşme alanlarında M.Ö. 6. yy sonu – 5. yy başlarındaki tabakalarda yer yer görülen yangın izleri Pers tahribi ile ilişkili olarak değerlendirilebilir. Her ne kadar bu tahrip tüm alanları içine almıyorsa da, birçok yapının söz konusu yangından sonra tekrar imar görmemesi, en azından kaçış telaşıyla gelişen yangınlara işaret etmelidir. Bu tarihten sonra, en azından yüz yıllık bir süre boyunca, anakarada hiçbir arkeolojik kalıntıya rastlanmamaktadır. Karantina adasındaki sondaj çalışmalarının da gösterdiği gibi, Klazomenai artık bir ada kenti olarak yaşamını sürdürmüştür.
M.Ö. 5. yy başlarından itibaren Klazomenaililer’in yeni yurtları Karantina adası olmasına rağmen fikir ve menfaat ayrılıkları kentte ikili bir iskana sebep olmuştur. Atina sempatizanı olmayan toprak sahiplerinin önderliğinde adadan ayrılanlar tarafından, Limantepe mevkiinde, Hippodamos tarzında ızgara planlı yeni bir kent kurulmuştur. M.Ö. 4. yy’ın ilk yarısında varlığını sürdüren bu kent Khyton adıyla anılır. Khyton bağımsız evlerin oluşturduğu adalardan ve bu adaları dik olarak kesen caddelerden oluşmaktadır. Son yıllarda yapılan kazılar Khyton’un batı sınırının HBT (Hamdi Balaban Tarlası) Sektörü’ne kadar uzandığını ortaya koymuştur. Anadolu’da Pers egemenliğinin sona ermesinin hemen öncesinde, M.Ö. 350 dolaylarında anakaradaki bu yerleşim terk edilmiştir. Bu tarihten sonra Klazomenaililer anakarayı tarım amaçlı olarak kullanmış, yaşamlarına Karantina adasında devam etmişlerdir.

AYASULUK TEPESİ VE ST. JEAN ANITI KAZISI


 

 Bizans Dönemi St. Jean Anıtı (Bazilikası):

 

          Ayasuluk Tepesi’nin güney bölümünü kaplayan St. Jean Bazilikası’nın tarihçesi Roma Çağı’na kadar inmektedir. MS 2. yüzyıl başında ortaya çıkan bir Hıristiyan geleneğine ve inancına göre Efesli Yuhanna (St. Jean Theologos) aynı zamanda İsa’nın havarisi, İncil’in ve Apokalypse’nin yazarıdır. Efes’te ölümünden sonra Ayasuluk Tepesi’nin güney yamacına gömülmüştür. Önce kendisi için basit bir mezar anıtı yapılmış ve bu mezarın üzerine MS 5. yüzyılda ahşap çatılı bir bazilika inşa edilmiştir. MS 6. yüzyıl başındaki depremlerde kullanılamaz duruma gelen bazilikanın yerine İmparator Jüstinianus ve karısı Theodora (527-565) tarafından haç planlı, kubbeli yeni bir bazilika yaptırılmıştır. Efes halkının MS 7. yüzyıldan sonra Ayasuluk’a taşınması ile St. Jean Bazilikası Efes’teki eski Piskoposluk Kilisesi’nin yerini almıştır. Bizans Dönemi’nde önemli bir kent ve haç merkezi konumunu sürdüren Efes 1304 yılında Türklerin eline geçmiştir. Bundan sonra “Ayasuluk” adını alan kent 1350 yılından sonra Aydınoğulları Beyliği’nin bir dönem başkenti olmuştur. Erken Osmanlı Dönemi’nde Batı Anadolu’nun liman kentlerinden biri olan Ayasuluk, daha sonra Kuşadası ve İzmir’in gelişmesi ile köy haline gelmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde Selçuk adını alan ilçe turistik özellikleriyle öne çıkmıştır.

 

Türk Dönemi:

 

          1304 yılında Türklerin eline geçtikten sonra “Ayasuluk” adını alan kent 1348-1390 yılları arasında Hızır Bey ve İsa Bey Dönemi’nde Aydınoğulları Beyliği’nin başkenti olmuştur. İsa Bey Dönemi’nde Ayasuluk’ta inşa edilen İsabey Camii, İç Kale, hamamlar, türbeler, medreseler ve hanlar Türk İslam sanatının önemli örnekleridir.

 

          1390 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ayasuluk’ta Aydınoğulları Dönemi sona ermiştir. Ankara Savaşı sonrası (1402) Timur tarafından Umur Bey’e verilen Ayasuluk için daha sonra Cüneyd Bey ile Umur Bey arasında uzun süreli bir mücadele yaşanmıştır. II. Murad Dönemine kadar Cüneyd Bey’in elinde kalan kent 1430 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

 

          1430-1700 yılları arasında Osmanlı Devleti toprakları içinde bölgenin ikinci sıradaki liman kentlerinden biri haline gelen Ayasuluk daha sonra ıssızlaşmış, Kuşadası ve İzmir’in gelişmesi ile köy haline gelmiştir. 1860 yılından sonra inşa edilen Aydın-İzmir demiryolu ve aynı yıllarda başlanan Artemis Tapınağı ve Efes kazıları kentin tekrar canlanmasını sağlamıştır. Cumhuriyet öncesinde “Selçuk” adını alan ilçe, 5. Efes olarak yaşamını sürdürmektedir.

 

Not: Hz. İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra, en sevdiği havarisi St. Jean’ın Meryem Ana’nın Kudüs’te kalmasını sakıncalı bulup Efes’e kaçırdığı rivayet edilmektedir.

 

 

  • İzmir-İzmir-Klazomenai01.jpg
  • İzmir-İzmir-Klazomenai02.jpg
  • İzmir-İzmir-Klazomenai03.jpg
  • İzmir-İzmir-Klazomenai04.jpg






MÜZEKART VE BİLET ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

   muzekart.png